Sayfalar

Bu Blogda Ara

30 Mart 2009 Pazartesi

PADİŞAHIN İŞİ NE ?


Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür.


Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer.

Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.

Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;

- Kimdir bu?

Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.

Ayyaşın meyhusun biri işte!..

- Nerden biliyorsunuz?

- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer;

- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır.

Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar...

Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.

- isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!..

Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :

- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem...

Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır.
Defini tamamlamak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim, nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması,paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm.
Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur.

Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin.

Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...

-- Nasıl yani?..

- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

-- Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.

Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar...

Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki.

Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...

- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir...

Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

-- Niye?

- Ümmeti Muhammed içmesin diye...

-- Hayret...

- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi.

Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi.

Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal.

Hucceti islam okurdum...

-- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...

- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...

-- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

- işte bu yüzden Nişancı'ya, Sofular'a uzanırdı ya...

Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada...

-- Doğru, öyle ya?..

- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

-- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra;
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

29 Mart 2009 Pazar

Piri Reis haritalarini uydudan mi çizdi ?



18. yy. baslarinda Topkapi sarayinda amiral Piri Reis'e ait bir çok
eski haritanin bulundugunu, 1957 yilinda Amerikali haritacilar tarafindan
incelenen haritalarda henüz 1952 yilinda ses yansitici araçlarla kesfedilen
Antarktika daglarinin bütün ayrintilariyla çizildigini,Daha sonra uydu
fotograflari ile karsilastirilan haritalarla uydu fotograflari arasinda
müthis benzerlikler çiktigini, Bilim adamlarinin bu haritalarin ancak
çok yükseklerden çekilmis fotograflar araciligi ile çizilebilecegini
söylediklerini, Biliyor muydunuz?

28 Mart 2009 Cumartesi

TIKANDI BABA



Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
-Tıkandı baba, çay getir


-Tıkandı baba, oralet getir. Vb

Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.


-Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?


-Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba


Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;


Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve

Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.


Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;


Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.


Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da


Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;

Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;


-Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş

-Geldi sultanım


-Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?


-Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.


-Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

-Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.

-Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;

-Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış.

-Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.


-Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler.

-Baba,Niçin, demiş.

-Askerler Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline,


-Ne olacak şimdi, demiş


-Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler.

İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;


"VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

24 Mart 2009 Salı

Namazını Terketmemiş Kim Varsa Namazı O Kıldırsın!



Zembilli Ali Efendi,Bayezid-i Veli camisinin açılışında namaz için toplanmış olan cemaate mihraba yakın bir yerden;

''Ey Cemati Müslimin!İçimizde ilk kılınacak olan namazda imamlık yapmaya layık bir çok zat vardır.Kimin imamlık yapacağına karar veremedik.Sizlere şöyle bir teklifimiz var.Sinn-i mükellefiyet çağından itibaren bugüne kadar namazını kaçırmamış bir kişi(veya kılınacak namazın ikindi namazı olması hasebiyle ikindi namzının sünnetini hiç kaçırmamış) varsa o zat mihraba geçsin,namaz kıldırsın.'' deyince insanlar bir anda şok olmuştu.

Hiç kimse yerinden hareket etmiyor,imamlık için mihraba geçmiyordu.

Biraz sonra bir kişi yavaşça ayağa kalkarak Zenbilli Ali Efendi'ye doğru yürüdü.Kulağına eğilerek:
''Allah'ıma şükürler olsun ki,şehzadeliğimde de,sultanlığımda da,savaşta da,seferde de hiçbir namazımı terk etmedim!''dedikten sonra mihraba geçip namazı kıldırdı.

Namazı kıldıran kişi,SULTAN İKİNCİ BAYEZİD HAN'dan başkası değildi.

23 Mart 2009 Pazartesi

İLK KADIN MUHTAR


Ülkemizin ilk kadın muhtarı, Gül Esin'dir.

Cumhuriyet'in ilanının 10. yıldönümünde Aydın
iline bağlı Çine ilçesinin Karpuzlu bucağından
"muhtar" seçilen Gül Esin, o günleri
şöyle anlatıyor:
"Muhtarlık için aday olduğumda, bana
kimse karşı çıkmadı. Muhtarlığa, o zamanki
nahiye müdürümüzün isteği ile girmiştim. İlk
kadın muhtar seçildiğimde de herkes bana yardımcı oldu. Muhtarlığım sırasında da köydeki
kız kaçırma olaylarının önlenmesinde
büyük çaba harcadım. Köye yol, köprü ve köy
konağı yaptırdım.",

14 Mart 2009 Cumartesi

İlginç Ölüm Hikayeleri


- Frank Hayes-1923: At yarışı sırasında kalp krizi geçiren jokey yaşamını yitirdi. Atı rakiplerini geçerek bitiş çizgisini geçtiğinde dünyadaki ilk 'Ölü şampiyon' oldu.
- Dick Shawn-1987: Komedyen Shawn bir politikacıyı taklit ederken sahnede yere yattı. O sırada kalp krizi geçiren komedyen bir daha ayağa kalkamadı.

- Alex Mitchell-1975: 50 yaşındaki tuğla ustası Mitchell bir komedi dizisi izlerken gülme krizine girip 25 dakika boyunca durmadan güldü. Kalbi bu duruma dayanamayınca Mitchell yatağına uzandığı an hayatını kaybetti.

- Adolf Frederick-1771: İsveç Kralı Frederick hazımsızlık yüzünden yaşamını yitirdi. Istakoz ve havyarın şampanya ile pişirilmesiyle yapılan yemekten sonra 14 ayrı tatlı yiyen Kral yemekten sonra fenalaşarak hayatını kaybetti.

- Joseph W. Burrus-1990: Sihirbaz Burrus 'Canlı gömülme' şovunu yapmak için bir tabutun içine girdi. Asistanları kazdıkları bir çukurun içine yerleştirdikleri tabutun üzerine toprak ve beton attı. İşlem bittiğinde döktükleri betonun tabutu kırdığını fark Eden ekip sihirbazı tabuttan çıkarsalar DA talihsiz adamın cesediyle karşılaştı.

- Ray Chapman-1920: Profesyonel beyzbol oyuncusu Chapman bir maç sırasında sahadan fırlatılan topun kafasına isabet etmesiyle hayata Veda etti.

- George Allen-1990: Futbol antrenörü Allen'ın futbolcuları kazandıkları bir maçı kutlamak için antrenörün kafasından aşağıya enerji içeceği boşalttı. Fenalaşan Allen hastaneye kaldırıldı. Ünlü teknik direktör olaydan 1 ay sonra hayatını kaybetti.

- Lee Seung Seop-2005: Bilgisayar oyunları bağımlısı 28 yaşındaki Seop bir Internet cafede toplam 50 saat boyunca bilgisayarın başından kalkmadan oyun oynadı. Seop oturduğu sandalyeden bir daha kalkamadı.

-Marko ve Roberto de Solisa adlı iki kardeş, birbirleriyle pek iyi geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesine dayanamayan Marko, kardeşini, kafasına sıktığı tek kurşunla öldürdü. Bu basit bir cinayet gibi görünebilir. Ancak gerçek öyle değil. Çünkü Marko ile Roberto aynı dolaşım sistemini paylaşan yapışık ikizlerdi. Roberto'nun ölümünden 5 dakika sonra, kan dolaşımı Duran Marko DA öldü.

- New Hempshere eyaletinde 10 yaşında bir çocuk, kolasını çiviyle açmaya çalışırken hayatını kaybetti. Kolanın içindeki gaz basıncıyla fırlayan çivi, çocuğun boğazına saplandı ve çocuk yaşamını yitirdi.
 
- William Henry Harrison - 1840: 1840′DA ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı uzun konuşma sonucu zatürre oldu. Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü.


- Japon bilim adamları - 1971: 1971′de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim
adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın hortumlarıyla Adam akıllı suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatını kaybetti.

10 Mart 2009 Salı

Everest Dağı


















Everest Dağı





İsmini İngiliz dağcı Sir George Everest’ten alan dünyanın en yüksek dağı Everest’in yükseliği 8850 metreyi buluyor.

Everest Dağı, ismini 1852 yılında ekibiyle buranın Dünyanın en yüksek dağı olduğunu keşfeden İngiliz dağcı Sir George Everest’ten alıyor. Tibetçe Çomolungma, Nepali Çonnolungma Sagramata anlamına gelen Everest, Çin ve Nepal sınırı üzerinde yer alıyor. Ayrıca dünyanın en yüksek dağı olan Everest, Himaya Sıradağlarının içerisinde bulunuyor. Everest, çıplak Güneydoğu, Kuzeydoğu ve Batı sırtlarında en yüksek 8,850 metreye, Güney doruğunda ise 8,748 metreye ulaşıyor. Eteklerinden yükselen Çangtese, Khumbutse, Nuptse ve Lhotse gibi doruklar Nepal’den görülmesine engel oluryor.


Büyük Himalayalar’ın oluşumu, Jeolojik Devirlerin Miyonsen bölümünde, yaklaşık olarak 26-27 milyon yıl önce, Hindistan Yarımadasıyla Tibet Yaylalarının birbirine yaklaşmasıyla başladı. Zamanla kırık ve devrik yamaç kıvrımlarının sıkışıp yukarı doğru hareket etmesiyle ilkel bir dağ sırası oluşturdular. Kuzeydeki arazi kütlesinin toptan yükselmesiyle bölgenin yüksekliği iyice arttı ve yaklaşık olarak 2,5 milyon yıl önce Everest Dağı ortaya çıktı.
Everest Dağı troposferin üçte ikisini geçerek oksijenin az olduğu üst katmanlara ulaşıyor. Hızı saatte 100 km ye varan sert rüzgarlar ve zaman zaman -70 dereceye kadar düşen aşırı soğuklar yukarı yamaçlarda herhangi bir canlı türünün yaşamasına olanak vermiyor.
Everest’e tırmanma girişimleri 1920 yılında Tibet yolunun açılmasıyla başladı ve ilk 1953 yılında doruğa ulaşıldı. Daha sonradan Yeni Zelandalı ve Nepalli tırmanıcılarda, güneydoğu tarafından doruğa ulaştılar. Dağcılar bu tırmanışlar sırasında açık ve kapalı devre oksijen sistemleri, özel olarak yalıtılmış ayakkabı ve giysiler ile elde taşınır telsiz aygıtları kullandılar. Bu tarihten itibarende çeşitli ülkelerin desteklediği çok sayıda dağcı ekibi doruğa ulaşma başarısını gösterdi.
Everest’e çıkan ilk Türk dağcı ise 21 Mayıs 1995 tarihinde Nasuh Mahruki oldu. Onu 2001 yılında Nepal yönünden tırmanan ve doruğa ulaşmayı başaran Tunç Fındık izledi. 2006 yılında ise Elif Eylem Maviş Everest’e tırmanarak doruğa ulaşamasa bile Everest’e tırmanan il Türk kadın ünvanını aldı. Aynı tırmanış ilk Türk oksijensiz Everest zirve çıkışıydı. 2007 yılında ise Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 100. Kuruluş yılı nedeniyle Tunç Fındık ve Mustafa Kalaycı Everest dağına beraber tırmandılar.

4 Mart 2009 Çarşamba


Kalahari Çölü


                                     

Afrika'nın güneyinde bulunan Kalahari Çölü'nde, yaklaşık 20000 senedir Buşmenler denilen yerliler yaşıyor

Kalahari Çölü, Afrika’nın güneyinde yer alan yarı çöl plato alanıdır. Kalahari ismi genelde Botsvana’nın batı kısmına denilir. Çöl ise Botsvana’nın büyük kısmı ile Namibya ve Güney Afrika’nın bazı kesimlerini kapsar. Bölgede geniş otlaklıklar, çalı ve ağaçlıklar bulunmasına rağmen, yağış az olduğundan dolayı çöl olarak adlandırılmıştır ve bölgenin çok az bir kısmı bütün mevsimlerde çöl özelliği gösterir. Bölgenin çok az yağış almasının sebebi ise; doğu doğrultusunda uzanan sıra dağların Hint Okyanusundan esen nemli rüzgarların yolunu kesmesidir.



Kalahari’nin toprağı genelde kızıl renkli, yumuşak ve kumludur. Eski nehirlerin getirdiği alivyonlara da sahiptir. Bu alivyonlar sıcakta sertleşerek yağan yağmur sularının üzerinde birikmesini sağlar, böylelikle göletler meydana gelir.


Burada yetişen sebze türü bitkiler ise yağış durumuna göre yüksek ormanlardan alçak bölgelere doğru değişir. Çok miktarda sebze yetişdiği gibi, bunlardan kavun, karpuz ve patetes bol miktarda ekilir. Ayrıca bölgede bulunan otlaklardaki otların çok olması, bunların çok iyi bir hayvan yemi olmasını sağlıyor.


Bölgede Buşmenler denilen yerelliler hemen hemen 20000 yıldır yaşıyor ve geçimlerini avcılık ve inşaatçılık gibi mesleklerle sürdürüyorlar. Yerel malzemelerden yaptıkları barakalarda yaşayan Buşmenler fazla su içmiyorlar. Su ihtiyaçlarını genellikle bitki köklerinden karşılıyorlar ve suyu deve kuşu yumurtasının kabuğunda saklıyorlar. Vadilerde antilop sürüsü, fil dahil birçok tropik bölge hayvanı bulunmasıyla birlikte, sırtlan, aslan, afrika domuzu ve çakal da mevcut. Ayrıca çölde ulaşım için develer de kullanılıyor. Bölgenin güneybatısında ise 20,720 kilometrekarelik alanı kaplayan Gemsboh Milli Parkı bulunuyor. Bu mili parkta nesli tükenmekte olan hayvaların bakımı ve korunması amaçlanıyor.

1 Mart 2009 Pazar

İstanbul'un simgesi: Kız Kulesi


Binlerce yüzyıl öncesine ait efsanelerin mekânı, İstanbul' un en önemli simgelerinden biri Kız Kulesi...

İstanbul'un en huzurlu nefesini içinize çekmek için kuşkusuz en doğru adres Kız Kulesi... Gündüzleri gün batımı seyri keyfini yaşatan, geceleri ise boğazın karanlık sularının içinde paha biçilmez bir mücevher gibi ışıldayan Kız Kulesi; anılarda yer etmesini istediğiniz unutulmaz anlarınızı seçkin mekânlarında konuk ediyor.
Kız Kulesi şimdilerde restoran ve kafeterya olarak Boğaz'ın derin sularında hizmet veriyor. Uzun restorasyon çalışmaları sonucu yenilenen tarihi mekan, eski görünümüne sadık kalınarak tüm sevenlerine kazandırıldı. Restore edilen tarihi mekân 5 kat ve 1 asma kattan oluşuyor. Akşamları giriş katı ve asma katta yer alan restorantta, her akşam Alakart mönü ve gruplar için zevkinize ve bütçenize göre tasarlanmış farklı mönü seçeneği ile dünya mutfağının en leziz örnekleri sizlerin beğenisine sunuluyor. Ayrıca Kız Kulesi, çarşamba, cuma ve cumartesi geceleri Grup Leandros'un en güzel aşk şarkıları eşliğinde konuklarını ağırlıyor. İstanbul’a hakim konumuyla benzeri olmayan bu yapı, hediyelik eşya bölümü, fotoğraf stüdyosu, cafe, bar ve restoranı ile günden geceye sizi ve değerli konuklarınızı ağırlamaya hazır.
Teras katındaki "Kuledebar"; gitar tınıları eşliğinde içkilerini yudumlayıp sohbet etmek ya da romantizmin doruğuna varmak isteyen herkesi bekliyor.

İstanbul dünyanın en pahalı 27'nci kenti


İsviçre bankası UBS tarafından yayınlanan dünyanın en pahalı kentleri listesinde İstanbul 27'nci sırada yer aldı.
Dünyadaki 71 önemli kentte maaş, satın alma gücü ve çalışma saatleri gözönünde bulundurularak yapılan araştırma sonunda 2008 yılı itibariyle dünyanın en pahalı kentinin Oslo olduğu belirtildi.


Sıralamada Kopenhag 2'nci, Londra 3'üncü, Dublin 4'üncü ve Zürih 5'inci olarak yer aldı.

27'nci sırada gösterilen İstanbul, hayat pahalılığı olarak Avrupa'nın önemli kentleri Berlin (23'üncü), Madrid (24'üncü) ve Roma'nın (25'inci) altında yer alsa da, Los Angeles, Chicago, Atina, Seul, Moskova ve Dubai gibi diğer önemli kentlerden daha pahalı olarak gösterildi.