Sayfalar

Bu Blogda Ara

27 Şubat 2009 Cuma

Dünyanın beş mükemmel adası


Dünya'daki bu 5 mükemmel ada, tarihiyle, size sunduklarıyla tam olarak birer turizm cenneti


Galapagos Adaları


Colon Takım Adaları olarak da bilinen Galapagos Adalar’ı, Büyük Okyanusun batısında Ekvador’a bağlı takımadalardan oluşur. Güney Amerika kıtasına yaklaşık olarak 1000 km uzaklıkta olup toplam olarak 50,000 kilometrekare yüzölçümüne sahip. Ayrıca 14 büyük ada, 8 küçük ada ve 40 tane adacıktan oluşan Galapagos Adaları’nda yaklaşık olarak 25,000 kişi yaşıyor. Üst üste binmiş lav akıntılarından oluşmuş Galapagos Adaları’nda hala etkinliğini sürdüren yanardağlarda bulunuyor.
 Galapagos Adaları, 1535 ylında Peru’ya gitmekte olan Panama piskoposu Tomas de Berlangan tarafından keşfediliyor ancak İspanyol egemenliği öncesinde Güney Amerika Yerlilerinin buraya uğradığı düşünülüyor. Uzun yıllar korsanlar tarafından sığınak olarak kullanılan adalar, ancak 1832 yılında Ekvador tarafından topraklarına katılınca yerleşime açılabiliyor. Charles Darwin’in ise 1835 yılında bölgeyi ziyaret etmesiyle adalar dünya çapında bir üne sahip oluyor ve Darwin, adalara gelerek Evrim Kuramı çalışmalarının bazı gözlemlerini bu adada gerçekleştiriyor.




Cocos Adası
1609 yılında Kaptan William Keeling tarafından keşfedilen ve bu yüzden ismi "Keeling Adaları" olarak da bilinen Cocos Adaları, Güneydoğu Asya’da Hint Okyanusu’nda bulunuyor. Nüfusu 1997’de 617 olan ada, 1984 yılındaki halk oylamasıyla Avustralya’ya bağlanmayı tercih etmiştir. Pullarıyla meşhur Cocos, bir grup mercan adalarını da içinde bulunduruyor.

Hindistan Cevizi çiftliklerinde çalıştırılmak için köleler getirilen adaya, Charles Darwin de geliyor ve Darwin, adada teorisini desteklemek için mercan adalarının nasıl oluştuğunu araştırıyor.




Phi Phi Adaları
Phuket adası ve Andaman Denizi arasında bulunan Phi Phi Adaları, Tayland’a bağlı durumda. Phi Phi Don ve Phi Phi Leh adında iki tane ana ada bulunuyor. Adalardan en büyüğü olan Phi Phi Don, aynı zamanda yerleşim yeri olarak kullanılan tek ada olma özelliği de var. Phi Phi Leh adasında kalacak yer olmamasına rağmen, Phi Phi Don adasından kaldırılan tekneler sayesinde birçok insan tarafında ziyaret ediliyor.

Tropikal iklime sahip olan Phi Phi Adaları, yılı Ocak ayından Nisan Ayına kadar sıcak, Mayıs’tan Aralık’a kadar ise yağmurlu geçiriyor. Yağmurlar genellikle kısa zaman dilimlerinde çok şiddetli olarak yağıyor. Adada gerçek anlamda yol bulunmuyor, sadece patikalar var. Ulaşım aracı olarak ise adada bisikletler rağbet görüyor. Adaya ulaşımda ise çeşitli teknelerle sağlanıyor.


1940’lı yılların sonlarına kadar adada müslüman balıkçılar yaşıyordu fakat şuan ada hindistan cevizi çiftliklerine dönmüş durumda. Phi Phi Adası’nın yüzde 80’i müslüman ama adaya gelen işçileri sayarsak gerçek nüfus bu günlerde daha çok Buddist olarak görülüyor.


Ada sahilleri ve temiz suyuyla dikkat çekiyor ve doğal güzelliğini koruması için milli park statüsünde. Adayı 1990lı yılların başında maceracı birçok turist ziyaret etti. Turizm açısından Tayland’ın diğer adaları Phuket ya da Ko Samui kadar gelişmiş durumda değil. 2004 yılındaki tsunami felaketinden sonra ada büyük zarar gördü. Birçok yapı yıkıldı, ölenler ve bulunamayan insanlar oldu. Tsunami sırasında adada yaklaşık olarak turistlerle birlikte 10,000 kişi bulunuyordu.


Maldivler

Maldivler, Hint Okyanusu’nda 1200 adadan oluşan bir devlettir. Hindistan’nın güneyinde ve Sri Lanka’nın yaklaşık olarak 750 km güneybatısında yer alan Maldivler, küresel iklim değişiklikleri yüzünden yüzyıl içerisinde sular altında kalacağı öngürüsünden dolayı Maldiv halkına, 15 Kasım 2005 tarihinden itibaren Avustralya’ya sığınma hakkı verilmiştir.


Maldiveler’deki 1200 adadan sadece 200’ünde insan yaşıyor. Bu 200 adadın sadece 90’nında Maldivliler yaşıyor, diğerleri ise otel ada olarak kullanılıyor. Geriye kalan 1000 ada ise boş olarak duruyor.

Maldivler’in ekonomisi turizm ve balıkçılığa dayanıyor. Gemicilik, bankacılık ve taşımacılık ise gelişen sektöleridir. Dünyanın tüm kara parçalarına uzak bu adalar ülkesine hemen herşey ithalat yoluyla geliyor. Bu yüzden halkı büyük sıkıntılar çekiyor. Turizmin ülke eknomisinde yerinin çok önemli ve ekonminin yüzde 20’sini oluşturuyor.

1965 yılına kadar çeşitli ülkelerin sömürgesi olarak yaşımına deven eden Maldivler, daha sonradan bağımsızlığına kavuşarak kısa bir süre monarşi ve ardında da cumhuriyet geçmiştir. Halen şeriatla yönetilmeye devam edilen Maldivler’de, Müslüman olmayanların oy kullanamadığı gibi, ülkeye otel adaların dışında alkol ve domuz sokmak yasak

Ometepe





Ometepe adası, iki yanardağın patlaması sonucunda Nikaragua’da oluşmuştur. Adanın geçmişi milattan önceye dayanıyor. Adanın çok önemli bir yerleşim yeri olduğunu ise Niquiranolar keşfetmişler. Onların seramikleri ve anıları ise hala mükemmel bir şekilde insanları etkiliyor. Sonraları ise ada, İspanyolların, Fransızların, İngilizlerin ve Holandalıların sömürgesi altında kaldı.


En önemli şehri Moyogalpa olan Ometepe, hala çoğu geleneğini yaşamda tutuyor ve Nikaragua’daki herhangi bir yerden daha fazla dini ve kültürel festivaller düzenliyorlar.

Ometepe’de turizm, arkeolojik geçmişi ve doğal barınakları, egzotik bitkileri, hayvanları sayesinde hala gelişiyor. 2005 yılında ise yanardağlar yüzünden deprem oldu. 1999 yılından beri ilk defa kendini gösteren yanardağ yüzünden adanın terk edilmesi tavsiye edildi.

Ometepe’de arkelojik çalışmaların sürmesiyle birlikte seramiklerde önemli bir yere sahip oluyor. Adanın kuzeydoğusunda, The Cruz bölgesinde yapılan kazılarda 30000 tane çömlek kırığı bulundu. Bu yüzden kazıyı yapanlar buranın çok önemli bir yer olduğunu söylüyor. Adada doğadaki vahşi hayatta dikkat çekiyor. Çeşitli maymun türleri, köpek balıkları ve diğer su hayvanları bulunuyor. Ayrıuca bu hayvanların koruma altına alınmasına çalışılıyor.


25 Şubat 2009 Çarşamba

Çılgın Merdivenler


21 Şubat 2009 Cumartesi

Hem küçüklere hem büyüklere Lego Park



Kimi zaman hayatımızda çoğunlukla kullandığımız kelimelerin esas anlamlarını bilmeyiz. Bize söylenen halini kabul eder ama onun nereden geldiğini, ilk başlarda hangi anlamları içerdiğini neredeyse hiç araştırmayız. Bu yanlış tarihte bazen çok ilginç olaylara yol açmıştır.


Mesela, İngiliz kaşif ve denizci James Cook 1770’lerde Avustralya’da iken ceplerinde yavrularını taşıyan ve zıplayan hayvanları gördüğünde onları ne olduklarını sormuş ve ‘Kanguru’ cevabını almıştır. Arada 200 yıl geçtikten sonra bölgedeki Guugu Yimidhirr halkının dili üzerine araştırma yapan dil bilimci John B. Haviland bu kelimenin esas anlamının ‘Seni anlamıyorum’ olduğunu dünyaya duyurdu.

Aynı şekilde çoğu kişinin çocukluğunda oynadığı Lego’nun Danca ‘Leg’ ve ‘Godt’ kelimelerinin birleşiminden meydana geldiği ve anlamının ‘İyi oyna’ olduğu da bilinmez. Bizim için Lego birbirine kolayca eklenen, her türlü yapının ufak modelini yapabileceğimiz bir oyuncaktır.


1932 yılında kurulan şirketin ilk ürettikleri tahtadan yapılan kaba prizmalardı. Yıllar içinde bu prizmalar plastikten yapılan ve birbirine kolayca takılıp çıkarılabilen bloklar oldular. 1960’larda üretilmeye başlayan plastik parçaların günümüzde üretilenlere uyumlu olduğundan Lego efsanesinde yıllar içinde yayıldı.

Tüm dünyaya yayılan bu oyuncağın yıllar içinde parklarının açılması da kaçınılmaz oldu. Dünyada şu an dört tane olan Lego Şehirleri’nde çalışanlar bir tutku olarak bağlandıkları oyuncaklarla dünyadaki önemli yapıtları ufaltarak tekrardan birebir yapıyorlar.


Sabah yedi gibi erken bir saatte parka giden mühendisler ilk başta parktaki oyuncakları kontrol ediyorlar. Daha sonra yapacaklara projeye odaklanan ekip, kimi zaman bir Boeing uçağın cokpitini yaparken, bazen de Empire State binasını yapıyorlar.

Londra’nın ufak bir minyatürünün bulunduğu İngiltere’deki parkta şehrin o ara yaşadığı kimi olayları da görmek mümkün. Mesela bir şehirde yapılan bir maraton aynen parktaki kopyasında da yer alıyor.


Ekip üyeleri her ne kadar yaptıkları işi sevseler de kimi zaman çalışma şartları onları zorluyor. Yapım aşamasında sürekli dışarıda olma zorunluluğu özellikle soğuk havalarda pek hoş olmuyor. Yağmur ya da kar altında yapılan kimi tasarımlar bittiğinde park ziyaretçilerinin gösterdiği ilgi ise her şeye değer nitelikte.

Bir oyuncakçıda kolayca bulunacak 10 temel renkli Legolardan yapılan eserleri görünce insan çocukluk günlerine dönüp tekrardan onlarla oynamak istiyor.

Kaynak:futuriska

19 Şubat 2009 Perşembe

İlk Karikatür


Teodor Kasap'ın "Diyojen" adlı mizah dergisinde
yayınlandı. Kimin tarafından yapıldıkları
bilinmeyen imzasız üç örnek, Türk karikatür
sanatının ilk ürünleridir. Ülkemizde
karikatürde ilk imza ise, Cem'e aittir. Cem,
"Kalem" dergisinde, karikatür sanatının güçlü
örneklerini çizmişti. İlk karikatür ustası da
odur.,

15 Şubat 2009 Pazar

İlk Kadın Tv Spikeri


Türkiye'de ilk deneme TV yayını başladığı sırada,

Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya
Fakültesi İngiliz Filolojisi'nde okuyan
Nuran Emren (Devres), spikerlik için açılan
sınava katıldı. Sonuçlar açıklandığında, büyük
bir hayal kırıklığına uğradı. Kazananlar
arasında adı yoktu çünkü. Ancak, 3 gün son-
ra sınav iptal edildi ve yeni sınavı başaran, biri
erkek, öteki bayan iki kişiden biri oldu. Nuran

Devres, böylece "İlk kadın TV spikeri"
olma unvanını aldı. Ancak, 3 yıl sonra evlendi
ve mesleğini bıraktı.,

14 Şubat 2009 Cumartesi

Ödülll:):)



Sıla tarafından bu ödüle layık görülmüşüm teşekkür ederim sılacım tekrar.Bende kural gereği bu ödülü blog arkadaşlarıma gönderiyorum.

13 Şubat 2009 Cuma

Dünyadaki Önemli Şelaleler


Dünyada, taşıdıkları su kadar başka özelliklerle de büyük şelaleler kadar önemli olan, ünlü şelaleler var.

Kuzey Amerika ile Kanada sınırındaki Niagara yılda 20 milyon turistin ziyaret ettiği, en iyi bilinen şelale. Çin’deki Huangguoshu dünyada elle dokunulabilen şelalelerden. Victoria ise genişliği ile dünyadaki hiçbir şelale ile kıyaslanamıyor; 100 metreden yüksek, 1.5 kilometreden geniş ve tek su yatağından dökülen en büyük şelale sayılıyor.

Angel Şelalesi
 
Venezüella, Auyantepui’da, Canaima Ulusal Parkı’nda bulunan Angel Şelalesi, 980 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksekten dökülen şelalesi unvanına sahip. Yürüyüş yolu bulunmayan şelaleye 50 kilometre uzaklıktaki Canaima köyünden ya da Cuidad Bolivar’dan küçük uçaklarla ulaşım sağlanıyor. Su seviyesinin yüksek olduğu yağmurlu sezonda işleyen teknelerle de hem gezi yapılabiliyor hem de şelaleye ulaşılabiliyor. Paris’teki Eyfel kulesinden üç kat, Niagara şelalesinden 16 kat daha büyük olan bu görkemli şelale, yüzlerce farklı bitki ve hayvan türünü barındırıyor. 1937 yılında, Amerikalı Havacı James Crawford Angel’in küçük uçağının bu bölgeye zorunlu iniş yapmasıyla farkedilen şelale bir tesadüf sonucu bulunmuş.


Tugela Şelalesi
 
 
Güney Afrika’daki Tugela Şelalesi, 947 metre yüksekliğiyle, Venezüella’daki Angel Şelalesi’nden sonra, dünyanın ikinci büyüğü olarak biliniyor. Dragon dağlarından dökülen şelale, beş katmandan oluşuyor; tam da bu sebepten hem yukarıdan hem de aşağıdan görünüşü çok etkileyici.


12 Şubat 2009 Perşembe


Coquenan Şelalesi

Angel Şelalesi’nden sonra Venezüella’nın ikinci, dünyanın ise üçüncü büyük şelalesi olan Coquenan Şelalesi’nin suları, 670 metre yükseklikten düşüyor. Suyun döküldüğü Kukenan Tepui, Arabopo Nehri’ne karışıyor. Kukenan Tepui, Brezilya, Venezüella ve Guyana’nın sınır çizgisini oluşturan Roraima dağının hemen yanında bulunuyor.



NiagaraŞelalesi

Kuzey Amerika’nın orta doğusunda Kanada sınırındaki Niagara Şelalesi, 57 metre yükseklikten düşüyor ve Niagara Irmağı ile buluşuyor. Dünyanın belki de en iyi tanınan şelalesi, çünkü yılda 20 milyon turist ziyaret ediyor. Şeklinden dolayı, Kanadalılar tarafından “at nalı” anlamına gelen Niagara olarak isimlendiriliyor. Niagara ilk defa 1678 yılında bir misyoner tarafından keşfedilmiş. Şelalenin suları dört gölden geliyor ve tamamı üç büyük şelaleden oluşuyor. Horseshoe en büyük olanı, American Falls ve Bridal Veils Fall daha küçük olan diğer iki küçük şelalenin adları. Kuzey Amerika’nın en büyük şelalesi olan Niagara, 10.000 yıl önce buraya gelen buz kütlelerinin yol açtığı çöküntüler sonucunda oluşmuş. Şelalelerin etrafında oluşturulan park, kardeş şehirler Ontario ve New York tarafından doğal koruma altında tutuluyor.

İlk Zarf


İngiltere'de Sir James Ogilvie, 16 Mayıs 1696

günü Sir William Turnbull' a yazdığı mektupta
ilk kez bir zarf kullandı. Halen İngiliz arşivlerinde
bulunan bu zarf, 11x7.5 santim ebadındaydı.
1830 yılında, İngiltere'nin Brighton kentinde
S.K.Brewer ilk kez zarf üretimine başladı.
Zamanla bu zarfa duyulan ilgi öylesine
arttı ki, Brewer buluşunun altından kalkamayacağını
anlayınca, Dobbs and Co. adlı Londra
firmasını yardıma çağırdı. İki ortak, ürettikleri
zarflarla hayli para kazandılar.,

9 Şubat 2009 Pazartesi

AŞK KARARMAK ÜZEREDİR ODANDA


Eski bir Türkçe kitabında

rastladım sana.
Sırtın pencereye dönüktü,
odan kararmak üzereydi,
usulca öne düşmüştü başın
yorgun bir düşü taşıyordun omuzlarında.

Birini bekliyordun,

kendini bekler gibi...
Ne zaman aşkın adı geçse

sen gelirsin aklıma...
Sırtın pencereye dönük,
başın öne düşmüş,
bir inanç titreşir, yaralı, yorgun omuzlarında
Ne zaman adın geçse

eski bir Türkce kitabında
aşk kararmak üzeredir odanda...

İlk Ayakkabı Yapım Evi


Türkiye'de ilk ayakkabi yapimevi, Istanbul

Beykoz'da kuruldu. 1810 yilinda Hamza Bey
adinda birisi deri yapimevi açti. Sonralari bu
yapimevinde kundura yapilmaya baslandi.
Sultan II.Mahmut,1816 yilinda ordu ayakkabilarinin
buradan saglanmasini istemisti. 1942
yilinda makinelestirilen Beykoz kundura yapimevi,
1933 yilindan bu yana Sümerbank tarafindan
isletilmektedir.,

8 Şubat 2009 Pazar

ANCAK BİR BENZERİM ÖLDÜREBİLİR BENİ



Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, 'artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim' diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...


Bu yüzden arkadaşlarına dostlarına sevgiyle, umutla koşar, sonra da yapma kişiliğinin yarattığı sıkıntı, tatsızlık, boşluk belli belirsiz bir kasvet duygusuyla yeniden gerçek özünü bulmak için evine, odasına dönerdi. Yine olmamıştı. İçindeki o gerçek öz, eğer bir ara var olmuşsa onu belki de sonsuza kadar terk etmiş, onu böyle öksüz, hep doyumsuz, geçicilik ve kenarda kalmış olma duygularıyla bırakmıştı. Bu hep geçicilik duygusuna, şu anlamsızlık duygusuna daha fazla dayanamazdı. Bir gün gerçek kendisiyle buluşacaktı. Bu tutkuyla bekleyiş, ona geçmişte bir ara, belki çok kısa bir süre bu özle birlikte yaşadığı inancını veriyordu. 'O vardı ki ben onu böylesine çok özlüyorum' diyordu... Şimdiyse 'binlerce hiç kimseydi'. Tek başına bile değildi. Çünkü tek başına olmak bir sağlam varoluştu ve bakım isteyen bir şeydi. 'Tek başınalık bir şans'tı.


Yalnız bile olamadığı, bir hiç kimse olduğu için bu yüzden kim gerçek dostu, kim düşmanı, kim onu seven, kim katili, asla içtenlikle anlayamıyordu, algılayamıyordu. İşte bu yüzden onu gerçekten sevenleri göremiyor, onu pek de ciddiye almayanlara çok yakınlık duyduğunu sanıyordu. Çoğu kez sevgisinden ve nefretinden emin olamadığı için hep endişeler ve kaygılar içinde ve güvensizlik duygularıyla yaşıyordu.


Hep bir doyum arıyor, ama yine hep açlık hissediyordu. Kahramanlık yapmak, cesur serüvenler yaşamak istiyor, ama korkuları buna izin vermiyordu. Hep o sahte kimliklerinin tümünden kurtulup çılgın ve başıboş bir aşk yaşamak istiyor, sonunda güvenli, ancak sıkıntılı, coşkusuz, tekdüze ilişkilere saplanıp kalıyordu...


Türkiye'de ilk Atatürk aniti, Istanbul GülhaneParki'nin denize yakin bölümünde 3 Ekim1926 günü dikildi. Aniti, Avusturyali heykelci Krippel yapti.,

7 Şubat 2009 Cumartesi



söndürmüşüz feneri salaş bi balıkçıda
rengimizi sıyırmışta gitmişki deniz
vur cemalimizin astarı kalmış bi tek
o da kaşık kadar
vur kadehi, ustam bu gecede sarhoşuz
kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz
iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz
damla sakız hayallerimize yakamoz vursa
bari öyle canlansada hayat bulsa
ne iyi olurdu kalbe kan yine hücüm etse
vur kadehi ustam bu gecede sarhoşuz
kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz
iki satırlık ada mları musallat ettik ömrümüze
bundandır böyle dibe vuruşumuz

6 Şubat 2009 Cuma

Antalya'dan Birkaç Kare


Kale kapısı
Konyaaltı Plajı
Beach Park
Saat Kulesi

Hersey biter herkes gider

Gün bile kacar gecelerin koynuna saklanır
Birtek ben kalirim benligimden tasar sevgim kahve gözlerinde yankılanır
Yasanmamislari düsünür kuytularda üzülürüm
Gel desen kosar gelir ellerim
Umursamaz dünyayi
Umursamaz yasami
Sadece seni tek seni bekledim
Gel diyen ellerin yok gözlerini özledim
Ne umut kaldi ne bir rüya geceyedir küsmelerim

Yürek yanar kalpler aglar
Sevdam bile cirpinir cikis yollari arar
Birtek gözyasi kalir bu aşktan geriye
Ruhumda yeserir yeniden ask yapraklari
Yasanmamislari düsünür kuytularda ölürüm