Sayfalar

Bu Blogda Ara

31 Ocak 2009 Cumartesi

Silah Tutan Küçük Eller


Ellerinde oyuncak silah tutan bu eller, hiç bir şeyin farkında değil.
Bütün dünyada 300 binden fazla çocuk asker, hem silahlı örgütler hem de hükümetler tarafından savaş alanlarına sürülüyor.
Silahların soğuk yüzüyle bu yaşlarda tanışıyorlar.
Tıpkı, özgürlüğü silahlı mücadelelerde arayan babaları, ağabeyleri ve diğer yakınları gibi...


Hepsi şu küçüçük yaşta biliyor ki, sorun çözülmezse, kısa süre sonra onlarda bu mücadeleye katılacaklar.

İşte o zaman oyun bitecek...

Tuttukları tüfek gerçeğinden ayırt edillmesi zor bir taklit olsa da, ellerdeki oyuncaklar gerçeğe dönüşecek.

29 Ocak 2009 Perşembe

Kizilderililer New York'u kaça satti ?


Bugün dünyanin en pahali arazisi sayilan New
York'un ünlü Manhattan adasini 1624 yilinda Peter Munite adli bir tüccar
tarafindan kizilderililerden 24 dolar degerindeki incik boncuk
karsiliginda satin alindigini, Toplam 58 km2 olan Manhattan'a ilk
olarak Hollandali göçmenlerin yerlestigini ve bölgeye New Amsterdam adi
verildigini, Bölgeye 1664 yilinda yerlesen Ingilizlerin New York adini
verdigini, Kizilderililerin 24 dolarlarini 377 yildir Amerikan hazine
bonolarina yillik % 5 faiz ile yatirsalar bugün 2 milyar 336 milyon
536 bin 394 dolarlari olacagini, Biliyor muydunuz?

ILK AVRAT PAZARLARI


Tarihimizde ilk avrat pazarlari Osmanli Imparatorlugu zamaninda kurulmustu. 19. yüzyilin sonuna kadar süren avrat pazarlarinin bu adla anilmasinin nedeni, alici ve saticisinin yalniz kadinlardan olmasidir. Bu tür pazarlarin
en ünlüsü ise Istanbul'da Cerrahpasa-
Kocamustafapa arasindaki genis alani kaplamis olanidir. Burayi Kanuni Sultan Süleyman'in karisi Hürrem Sultan, önceleri pazar
yeri olarak kurdurmustu.,

27 Ocak 2009 Salı

Piramit Karikatürleri



26 Ocak 2009 Pazartesi

PİRAMİTLERİN SIRRI





Kahire'de bulunan Keops piramitinin 12 ton agirliginda iki buçuk milyon tas bloktan olustugunu, Günde on blok yerlestirilmesi halinde yapiminin 664 yil sürecegini, Piramitin üstünden geçen meridyenin karalari ve denizleri tam esit iki parçaya böldügünü ve piramitin dünyanin agirlik merkezinin tam ortasinda bulundugunu, Yüksekliginin 164 m.) bir milyarla çarpiminin günesle dünyamiz arasindaki uzakligi verdigini, Taban alaninin, yüksekliginin iki katina bölünmesinin pi sayisini verdigini,Biliyor muydunuz?



Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kurama göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu.Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu.
Diğer bir kurama göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.
Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.

Piramit kimin adına yapıldıysa,onun bulunduğu odaya, yılda iki defa güneş girmektedir.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)
Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

Piramitlerin içerisinde ultrasound, radar, sonar gibi cihazlarin çalismadigini, Kirletilmis suyun bir kaç gün piramitin içinde birakildiginda aritilmis olarak bulundugunu,
Piramitin içerisinde sütün bir kaç gün süreyle taze kaldigini ve sonunda bozulmadan yogurt haline geldigini,
Bitkilerin piramit içerisinde daha hizli büyüdüklerini,
Çöp bidonu içindeki yemek artiklarinin hiç koku yaymadan mumyalastiklarini,


Kesik, yanik, siyrik ve yaralarin piramitin içinde daha çabuk iyilestigini
Piramitin içinin yazin soguk, kisin sicak oldugunu,
Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi yoktur.Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

24 Ocak 2009 Cumartesi


Beni üzen aslında
Üzüldüğüm için değil
Bazen sözle anlatılmaz ya
Kelimeler şikayetlenir
Yıllara meydan savaşı ilan edince
O cesaret, kin koca bir volkan olur
Sonra da önünde eğiliverir

Sahici herşeyin asıl rengi
Kalbime kaç kere sorduysam
Hep bana ismini heceledi
Ben de inanıp ona uyduysam
Eğer birgün fark etmeden,
İstemeden seni kırdıysam
Özrün efendisi en yakınım olur
Diler yoluma devam ederim.

21 Ocak 2009 Çarşamba





Sovyetler’in otobüs durakları


Sovyet mimarisi, kimileri için devletin, insanın gücünü temsil eden, kimilerine göre kaba ve hantal binalardan oluşan bir anlayışta idi, ancak kesin gerçeklik olarak Sparta tasarımı büyük bloklarla tarihteki yerini aldı. Sovyet yapımı binalar, insanın iç karartısının, sıkıntısının devasa anıtlarıydı sanki. Hayatında Rusya’yı görmemiş kişiler bile, bir şehre olan nefretlerini dile getirirken, “Sovyetler gibi” diye bir deyimi kullandılar. Sovyet mimarisi de, bu söylemlere fırsat tanır gibi, yaratılıcılık duygusunun minimum seviyesinde seyrediyordu.


İşte Sovyetler zamanında, belki de “bir nevi” mimari ve şehircilik anlayışında en dikkat çekici mekanlar, ıssız bucaksız yol kenarlarındaki otobüs duraklarıydı. Otobüs duraklarının, en azından bu dünyada kısıtlı ama kutsal birkaç amacı bulunuyordu: Otobüsün nerede duracağını göstermek, bir parça konfor sağlamak ve otobüs bekleyen yolcularının kafalarının üstünde bir çatı olmak. Ancak iş Sovyetler’e geldiğinde biraz değişiyordu. Bu amaçların dışında, ıssızlığın tam ortasında yaratıcılık abideleri, yerel kültürü tanıtan birer görsel araca dönüşüyorlardı.

Sovyetler’in yıkılmasından sonra, başta Moskova olmak üzere tüm ülkede mimari anlayış değişmeye başlar ve hızla binalar, sokaklar ve kentler de değişirken, otobüs durakları da ihmal edilmez ve üzerlerindeki propaganda resimleri öncelikle silinirler. Ancak, çölün ortasında, şehirlerarası yollarda, Sovyetler’den kalma otobüs durakları, hala Sovyetler’in belki de tek gri olmayan, renkli yaratıcılık abideleri olarak inatla ayakta duruyorlar.

Hayallerin köprüsü Brooklyn


Hayallerle gerçekler arasında bir köprü kurmak, hayallerimizi gerçekleştirmek sanıldığı kadar zor mu? Hayaller gerçeğe dönüşmek üzereyken yaşanan zorluklar, yorgunluklar sonunda başarmanın mutluluğuyla bir anda geçmez mi?


Amerika’nın New York şehrinde Manhattan ile Brooklyn’i bağlayan o meşhur köprü de birinin hayaliydi. Ama bu hayal bir ailenin felâketi de oldu. Bazı hayallerin bedellerinin çok ağır olması kuralı burada da işledi ve meşhur Brooklyn Köprüsü’nün yapılmasının bedeli Roebling ailesine çok ağır geldi.


Tel kablonun mucidi olan John A. Roebling’in en büyük hayali Brooklyn ile Manhattan arasında artan trafiğe çare olmak için bir köprü inşa etmekti. 19. yüzyılın sonlarında Roebling dünyanın en büyük kablo üreticisi şirketin sahibiydi. 1865 yılında hayalindeki köprünün çizimine başladı. Dört yıl sonra köprünün inşaat projesini almayı başararak yapılacağı yeri belirlemek için arazi bakmaya başladı.

Hayalinin gerçekleşmesi için atılan bu ilk adımlar sırasında iskeleye yanaşan bir feribot ayağını ezdi. Roebling kendisine müdahale edilmesini istemedi. Önemli bir şeyi olduğunu düşünmüyordu, ne var ki tetanos olmuştu ve iki hafta sonra 22 Temmuz 1869’da büyük acılar çekerek öldü.

Hayalini gerçekleştirmek isterken ölen bu adamın yerine oğlu Washington Roebling köprünün başmühendisliğine getirildi. 1972 yılında köprünün kulelerinin inşa edileceği sualtı odalarında çalışan Washington yukarı çıkarken vurgun yiyince yatalak oldu. Ailenin yaşadığı felaketler köprü hayalinin de sonunu getirecek gibiydi, fakat eşi Emily Warren’in büyük çabaları sonucu Washington görevinden alınmadı. Emily gayri resmi başmühendis olarak kocasının isteklerini çalışanlara iletmeye başladı. Washington da yattığı yerden köprünü inşaatını kontrol etti.

3 Ocak 1870 günü başlanan köprünün inşaatı tam 13 yıl sonra 24 Mayıs 1883 günü bitti. O gün 150 bin 300 kişinin köprünün üstünden geçtiği ve Doğu Nehri’ne bir cent attığı söylenir. Köprüden ilk geçen ise kocasının görevden alınmaması için mücadele eden ve mühendislik öğrenen Emily Warren’dı. 15 milyon dolara mal olan köprü muhteşemdi ancak inşaatı sırasında 27 kişi ölmüştü.

Kaynak:Futuristika

18 Ocak 2009 Pazar

Çeliğin, insanın ve tanrıların buluşması: Kuş yuvası


8Ağustos tarihinde 2008 Olimpiyat oyunlarının açılışının gerçekleşeceği Beijing Ulusal Olimpiyat Stadı ya da takma adıyla “Bird’s Nest/Kuş Yuvası”, sadece insan emeği, tasarım yaratıcılığı ve çeliğin muhteşem birleşimi değil, aynı zamanda bir ülkenin dünyanın geri kalanına kendini sonsuz bir ispat çabası gibi görünüyor. Açılışa 80 dünya liderinin katılması bekleniyor. Bazı rakamlar verirsek, Kuş Yuvası’nın 8 Ağustos Cuma günü gerçekleşecek açılışta ev sahipliği yapacak olmasının önemini ve 2008 Olimpiyatları’nın iki ikonundan biri olmasının nedenini daha net görebiliriz.

-Kuş Yuvası’nın inşaatına 24 Aralık 2003 tarihinde başlandı, 18 Nisan 2008 tarihinde stad ilk kez kullanıma açıldı.

-Açılış ve kapanış seremonileri, atletizm ve futbol finallerinin gerçekleşeceği stad, 258.000 metrekare ve 91.000 kişi kapasiteli.

-3.5 milyon RMB’ye (500.7 milyon ABD$) harcandı.

-42.000 ton çelik kullanıldı.

-Çevredeki 2.043 konuttan 4.707 kişinin yeniden iskan edilmesi gerekti.

-2004 yılında inşaat, tahmin edilenden fazla masraflı olduğundan durduruldu. Tasarımda normalde olması gereken 9.000 koltuk, 12.000 ton çelikden vazgeçildi.

-Olimpiyat oyunlarının ardından, Kuş Yuvası Beijing Guoan futbol takımının olacak.

Tabii, Olimpiyat oyunlarının dünya tarafından takip edilmesi, protestoculara da yarıyor. Güvenliği geçen 4 protestocu, Kuş Yuvası’nın etrafına dev bir “Tibet’e Özgürlük” pankartı açtı.

Kuş Yuvası’nın mimarı Jacques Herzog (İsviçreli mimarlık şirketi Herzog & de Meuron), mimar ortağı Pierre de Meuron ile önce taraftarı da oldukları FC Basel’in stadını tasarladılar. Kendisi yaptığı eser için “Bir mimar olarak yapıyı gördüğünüzde, kaliteli yanlarından çok hatalarını fark ediyorsunuz.” diyor. Buna rağmen, Kuş Yuvası’nın, üstün çelik kullanımı ve tasarımıyla en sıra dışı statlardan biri olduğu gerçek. Mimar Herzog, bazılarının Çin için böylesine güzel bir yapı inşa etmiş olmalarını eleştirse de, yapının ülkeyi değiştireceğini belirtiyor.

Aslında pek haksız sayılmaz. Nasıl ki Ortaçağ’da şehirler katedralleriyle, kaleleriyle, dini yapılarıyla ölçülüyordu, modern zamanlarda da şehirlerin simgeleri statlar olabilir.

Herzog en çok, Çinlilerin açık ve kamusal alanı kullanma düşkünlüğüne şaşırmış. Bu nedenle Kuş Yuvası’nın da oyunlardan sonra böyle bir kullanımı olmasını diliyor. Kuş Yuvası için, Eyfel Kulesi’ni rol modeli seçmiş olması ise, ileride Beijing’in simgesinin bu yapı olabileceğini düşündüğünü gösteriyor. Herzog’a göre mimar sadece yapıyı tasarlar ve yapar. Ancak aslında, yapıyı kullanan insanlar mimar olurlar ve orayı nasıl kullanacaklarına karar verirler.

Aslında, Çin’i bir diktatörlük olarak niteleyip böyle bir yapının onlara fazla olduğunu söyleyenlere de şaşırmak gerekir. Yani ayağımızdaki ayakkabıdan, bilgisayarlara kadar neredeyse her şeyin Çin malı olduğu ve tüm dünyanın Çin ile büyük ekonomik ilişkilerde bulunduğu bir dönemde, Çin’i siyasal olarak yargılamak, en hafif deyimle ikiyüzlülük.

Sonuçta, ucuz işçilik, yerlerinden edilen insanlar, dev çelik profillerin kullanılması, tasarımın gücü ve muhteşem bir yapı olarak karşımızda. Her şey bir yana Çin Seddi yapılırken, Özgürlük Anıtı taşınırken ya da Ayasofya inşa edilirken kenarda durup izler gibi, çağımızın en önemli yapılarından birinin yapımına şahit olmanın keyfini çıkarmalıyız. Olimpiyatlar başlasın!

10 Ocak 2009 Cumartesi

Karikatüristler İsrail'i bombaladı